writer_398245

Sinema Uyuşturucudur ve Ben Uyuşturucuma Yeniden mi Başlıyorum?

Sinema üzerine çok şey denir, kimisi “öncelikle” sanattır der, kimisi “öncelikle” iletişim aracı, kimisi propaganda aracı, kimisi için eğlence aracı, kimisi öncelikle ticaret/zanaat olarak görür. Benim için sinema öncelikle bir uyuşturucudur, kafayı çekmemi sağlar. Diğer özellikleri sonra gelir.. Film izledikten sonra, benzer hikayeler düşlemek, o dünyaya girmek, kendi dünyamdan sıyrılmak.. Hayaller kurarak günde 7-8 film izleyip uçmuşluğum çokçadır.. Yeni hikayeler hayal etmek.. Yeni sahneler planlamak.. Uyuşturucu etkisidir  sinema benim bünyemde.. Bu sebeple zarar da vermişliği vardır..

3 yıl öncesine kadar sinemayla oldukça içli dışlıydım, Modern Barbarlar başlığında da belirttiğim üzere filmi çekmeye çok yaklaşmış, ama çekememiştim. Üstüne ailesel major olaylar da eklenince, hiç enerjim ve motivasyonum kalmamıştı. (sırf sinema için değil, daha pekçok şey için) O zamanlarki öfkemle çok fazla kişiyi kırdım/kızdırdım.. Koptum herşeyden..

Hala da doluyum, burada pek çok cümleyi yazdım sildim.. iyisi mi şimdilik detaya girmeyim 🙂

Ama kısaca, iş olarak sinemayla ilgilenmenin beni yıkıma götüreceğini gördüm. Cebinde çay içecek parası olmayıp da milyon dolarlık filmler/projeler peşinde koşan gerçek loserlarla tanışmış olmanın tecrubesiyle, onlardan olmamak için sinemadan kaçtım. istikbal vaadeden evsizler.. Çok acaip hayatlar onlar..

Üniversite birinci sınıfta rönesansla ilgili bir derste hocamızın: “Rönesans italyada 15yüzyılda başladı, çünkü o dönemde sanat eğitimine kaynak ayırmaya yetecek ekonomik zenginlik oluşmuştu, No money no art” lafı aklıma gelmişti. “No money no art” Bu lafı hep sevmişimdir. Bir de Mehmet Abi’nin (Kılıçel) “Sinema Fakirliği Sevmez” lafı da aklımdaydı..

Haliyle hem kafamı toplayıp kendimi dinlendirmek hem de ekonomik kalkınmam için TV ve reklam işlerinde çalışmaya başladım. Sinema TV ve reklam arasında en etik olanı bana hep reklam gelmiştir. Etiktir, çünkü işini sadece para için yapıyorsundur. Yoksa bir dükkan bir tane daha fazla sandwiç satması veya bir otelin bir tane daha fazla müşteri kazanması beni hiç ilgilendirmez. işletmeciler dışında kimsenin de umrunda değildir zaten. Aynı bir boyacılık yapan bir ressam gibisindir. İşini yapar gidersin. Biraz zorunluluktan yaparsın, biraz da boyama eyleminden uzak kalmamak için yaparsın. (bu örneği abartmıyorum, boyacılık yapan güzel sanatlar mezunu tanıdığım var) Sanat yapmazsın ama en azından bir estetik gözetirsin. Estetik olmazsa sorun yaşarsın, tıpkı boyacının yaşayacağı gibi..

Ben de yaklaşık 3 yıldır o boyacı gibi takıldım 🙂 Video çekmekten uzak kalmamak için reklamda TV’de takıldım.. Ama artık yavaştan yeterli seviyeye geliyorum.. 3 yıl öncesine göre teknolojiye çok ama çok daha hakimim, Yaşam standartımı beyaz türk seviyesine çıkartmak gibi bi amacım da yok, CC’lik bir kalite bana yeter.. (eski sisteme göre 100 üzerinden 60 😛 ) Haliyle uyuşturucuma tekrar başlayasım var 🙂

Ama daha önceki gibi, onlarca toplantı yapmamı gerektirecek bir proje istemiyorum. 100’lerce mail yazmamı gerektirmemeli bir film üretimi kaosu içinde çırpınmak, oyuncuların kostümünü nereden kiralamalı/almalı gibi şeylerle uğraşmak istemiyorum. Gece karanlığında sokak aydınlatması için 20bin wattlık jeneratör kamyonunun günlük kirasının hesaplamasıyla da uğraşmak istemiyorum.. Bu proje için, günde 5 kişiden fazla da insan görmek istemiyorum, yapacak işlerim var 🙂

Peki bunu mümkün kılmanın yolları nedir sorusuna analitik bir insan olarak 2 cevap verebilirim. Birincisi 1milyon dolar gibi bir bütçen olacak, senin için bu tarz şeylerle başkaları uğraşacak; ikincisi animasyon yapacaksın ve tüm şeyleri bilgisayarda kendin tasarlayacaksın 🙂

Haliyle ben de yaklaşık bir yıldır düşük yoğunlukta da olsa, South Park basitliğinde bir animasyon film projesi üzerinde düşünüyorum. Basitlikten kastım, animasyon basitliği, senaryo değil. Projenin içeriğinden burada bahsetmek için erken olsa da, içinde dini inanışlar konu alacak. Bu sebeple fırsat buldukça bir şeyler araştırmaya çalışıyorum.

TED tabiki muazzam bir kaynak bu konuda. Daha önce inanç sistemleri üzerine araştırmalar başlıklı bir yazı paylaşmıştım.

Stumbleupon’da oldukça iyi bir kaynak. Daha doğrusu iyi bir yönlendirici arama motoru. Bir kaç yıla google’a ciddi rakip olursa şaşmam..

Kur’an’ı vakti zamanında okumuştum, Tevrat’ı okumaya çalışıyordum 2-3 ay önce ama adamlar öyle bi kitap basmış ki, 8 punto ve 1200 sayfa bi kitap.. ve de içi gereksiz bilgilerle dolu.. Haliyle okumak acaip zor.. Ama 500 sayfa okudum, bitircem işallah 🙂

Sonrasında da incil, ve tekrar bi kur’an…

Arada da tabi ki Freud’un Dinin Kökenleri, Uçan Spagetti Canavarı alternatif bakışları da inceliyorum..

Projenin zorluğu, senaryoyu direk yazmadan önce, kimseyle pişti olmamak için araştırma yapmak değil sadece. Ayrıca animasyon kodlarını da ayarlamam gerekiyor ki bu ay bizim ofis için yaptığım bir reklamda kod yazmam gerekince farkettim ki, yaklaşık 8 aydır After Effects’te kod yazmıyorum (expression) ve çok unutmuşum.. Ama allahtan goole’a sorunca cevap verio 🙂

Eğer kodları ayarlayabilirsem, 90 dakikalık uzun metraj bi animasyon çok da zor olmayacaktır. Yani tabiki zor ama film çekmeyle karşılaştırınca, aşağı yukarı denk bir çabayı gerektirecek.. Ama tek farkla, birinde onlarca belki 100lerce kişiyle konuşmam görüşmem gerekirken, ötekinde kendi başıma evimde oturup takılabilicem..

Bir dünya haritası yapmayı kafaya koyan Uzun İhsan Efendi, bu işe özenen diğer kâşiflerin tersine, yerinden kımıldamadan yeni kıtalar keşfetmenin peşindeydi. İlk bakışta imkansız görünen bu işin bir yolunu bulduğunu sanıyordu: Düşlerin, uyku esnasında ruhun bedenden ayrılıp çeşitli yerlere gitmesinin bir eseri olduğu malumdu; uyku esnasında ruh bedenden ayrılıp diyar diyar gezdiğine göre, ruhun zaten gidebildiği bu yerlere bir de bedenin kalkıp binbir zahmetle gitmesi abes olurdu. Öyleyse kendisinin diğer kâşifler gibi taban tepip yelken açmasına gerek yoktu. Keşfedilmemiş kıtaları görmek için usulüne uygun olarak uyku şurubundan içerek istihareye ya da rüyaya yatması yeterliydi. Ancak bu yöntemin bazı mahsurları da yok değildi. Çünkü sık sık aynı düşleri gördüğü oluyor ve ruhu bir takım alakasız mekânlara, sözgelimi çölde bir kuyuya, Çemberlitaş civarındaki bekâr odalarına ve üzerinde denizkızlannın şarkı söylediği kayalıklara tebelleş oluyor, bu da yapmayı tasarladığı atlas için fuzuli oyalanmalar ortaya çıkarıyordu.

Bakalım zaman ne gösterir..

Share/Bookmark
Share:

4 comments

  1. cok sey ogrendim

  2. ilginc blog icin tesekkur

  3. Sana başarı ve çok güzel bir sayfa devamını dilerim

  4. Sayfa çok güzel başarılar

Comments are closed.