iç savaşta kedi olmak

Darbe, Cemaat-AKP Düeti, Ohal Vs Üzerine Sakin Kafayla Okunması Gereken Bir Yazı

 

Her yerden milyon tane haber geliyor, şu oluyor bu oluyor diye. Her gün beni şaşırtan yeni bir şey çıkıyor ve de çıkmaya devam edecek gibi görünüyor. gözlemlediğim kadarıyla ne olup bittiğini sizle paylaşayım. Önce google’dan gelip beni tanımayanlara özetle dedikleri çoğunlukla çıkan biriyim.

  • 2010 referandumu sonrası ülke kötüye gitcek dedim gidiyor,
  • gezi başarısız olacak ama yine de destekleyeceğim dedim, başarısız oldu.
  • 7 Haziran seçiminde chp+mhp toplamı akp’yi geçer dedim, geçti.
  • Dolar eylül 2015’e 3tl’yi aşar dedim, aştı.
  • Suriyeli mülteciler avrupayı aşırı sağa çeker dedim, İngiltere birlikten çıktı bile!

Dolar TL Altın Euro dörtlüsünde oynayarak AKP seçimi kazansa da kazandım, kaybetse de kazanmayı bildim. (çünkü sonucun ne olduğundan ziyade sonucu öngörebilmek önemli). Tabiki Nostradamus değilim, ama öngörme oranı yüksek biriyim, ve hatalı öngörü yaptığımda da hatamdan hızlıca uzaklaşabilmekteyim.

Size de neler olduğunu ve neler olabileceğini anlatmak, kafa karışıklıklarınızı aşmanız ve de önünüze nasıl bakabileceğinizi görmeniz açısından bu yazıyı yazıyorum.

Başlıklar şöyle: (uzun yazı, tüm yazıyı okumak istemezseniz direk başlıklara atlayın)

  • Darbede, İç Savaşta Kedi Olmak
  • Hassan Sabah Değil, Manchurian Candidate Olan Cemaat Üzerine.
  • ABD Faktörünü Abartmak.
  • Dr Strangelove Tarzı Askerler, Bürokratlar. Aziz Nesin’den Dog Day Afternoon’a Monty Python’a Kara Komedi Öğeleri
  • Stanford Prison Experiment Ve Milgram’s Experiment İle Meclisin Vurulmasını Okumak
  • Matematiğin Basit Bir Gerçeği: “Bir Noktada Kesişen İki Doğru, Asla Paralel Olamaz.”
  • “İç Savaş Çıkarsa Çıksın, Ezer Geçeriz” Lafı
  • Gezi Ve Cemaat
  • 50 Bin Cemaatçi Devlet Memuru ve Bozuk Bir Saat Olan AKP’nin Bile Günde İki kez Doğruyu Göstermesi
  • İstihbarat Açığı Geyiği
  • Cemaatin Darbe Yapacak Özgüveni Nereden Geliyor?
  • Minarelerden Okunan Selalar
  • Abd’nin Tr’ye Uçuşları Durdurması
  • Kemal Derviş’in 15 yıl önceki bankacılık düzenlemeleriyle hala ayakta durabilen ama bu uygulamaların sürdürülebilirliği meçhul ekonomi
  • Terör Eylemlerinin Geleceği Üzerine
  • Önümüzdeki İç Savaşlar:
  • Öneriler

darbe asker postal

———————————

Darbede, İç Savaşta Kedi Olmak

Bence darbenin en muazzam fotoğrafı paylaştığım bu kedinin fotoğrafı. O gün, kendimi en çok özdeşleştirebildiğim o kedi oldu. Ne olduğunu anlamadık, bir anda kavga gürültü oldu. Olaylardan habersiz, olayların içinde bulduk kendimizi.

Darbe başladıktan tahmini 20-30 dakika sonra köprüden geçemedim. Askerler kapamıştı ama 20 civarı askerdi ve darbe olduğunu bilmiyordum (o sırada trafikte olan binlerce insanın da haberi yoktu) Köprüden geçemeyince nereye gideyim diye bakarken, telefondan arkadaş söyledi darbe olmuş diye. Önce Kadıköy’e sonra Maltepe’ye gittim. Darbe olduktan sonra yaklaşık 40-50 km motor sürdüm ve hiç bir asker görmedim. Haliyle, bunun gerçek bir darbe olmadığını; bir tiyatro döndüğünü düşündüm ilk başta. Sonuçta, gerçek darbe olsa, o saatte darbe yapılmazdı. Ayrıca her yer asker dolardı. belki yine 40-50 km sürmeme izin verirlerdi eve gitmem için ama yani sokaklar oluk oluk asker dolardı, ben 1 tane bile görmedim. Gece ilerledikçe, darbenin tüm TSK tarafından değil, bir cunta tarafından örgütlendiğini görünce bunun bir ” Operation Valkyrie” olduğunu düşündüm, Ve sokaklardan gözlemlediğim kadarıyla da, yine “Operation Valkyrie” gibi başarısızlığa uğrayacağını düşündüm. (Operation Valkyrie, hitlere karşı 1944 yılında ordu içinden bir cuntanın düzenlediği başarısız bir darbe girişimi) Özellikle TRT’de duyurulan metin, epey bir kemalist 28 şubat dönemini andıran 27 nisan muhtırasına da uygun bir metindi. Facebook’tan 40 katır mı 40 satır mı diye yazmıştım. Sonuçta hükümet diktatörlüğe doğru adım adım gidiyordu ama darbe diktatörlüğün bizzat kendisiydi.

Öte yandan açıklamalar ısrarla Cemaat darbesi diyordu. İlk başta cemaatin darbe yapabileceğine hiç ama hiç ihtimal vermemiştim, o kadar üst rütbeli askerin ordu içinde olabileceğine ihtimal vermiyordum. 90lar boyu irticadan tonla adam atılmıştı ordudan sonuçta, AKP döneminde gelen askerler ise generalliğe yükselmeleri ve darbe yönetmeleri pek mümkün değildi.

Tüm gece yaşanan gelişmeler sonucu ne olduğu belli olmaya başladı. Olay Özal dönemine kadar gidiyormuş meğersem..


manchurian candidate brainwashing

– Hassan Sabah değil, Manchurian Candidate olan cemaat üzerine.

Herkeste bir Feto = Hasan Sabah’tır gidiyor. Hasan Sabah’la feto’nun bi alakası yok. Hasan Sabah kendi fedaileri vardır. Hasan Sabah Selçuklu ordusuna sızmaz. Hasan Sabah bir derebeyidir. Meydan savaşı yapıp On binlerce belki de yüz binlerce insanın ölmesi yerine, vezir nizamülmülk’ü ve de Sultan Melikşah’ı suikastle öldürerek zafer kazanır. Sonuçta meydan savaşı yapsa ve kazansa, yine yapacağı budur. Bunu, yüzbinlerce insanı öldürmeden yapmayı başarır.

Feto ise, “Manchurian Candidate” sistemini işletir. Bilmeyenler için Manchurian Candidate, John Frankenheimer 1962 yapımı filmidir. Hikayesi, soğuk savaş dönemi Amerikan yönetimine, Sovyet burokratların sızıp, amerikayı içten ele geçirmeye çalışmalarını anlatır. Sovyetler adamlarını Pavlov’un koşullanması yöntemiyle muazzam eğitirler, ve sağlam bir plan çerçevesinde ilerlerler (Spoiler vermemek için detay vermiyorum. Ama ana fikri aldığınızı düşünüyorum. İzlemediyseniz şiddetle öneririm, bi de yeni versiyonu değil, eskiyi izleyin)

Feto’nun yaptığı da buydu. Belkide çocukluk yıllarında bu filmi izledi ve ondan esinlendi, kim bilir?


iste-bunlar-hep-israil-abd-oyunu

– ABD Faktörünü Abartmak

yok efendim “işte bunlar hep israil oyunu”, vay efendim “Amerikanın ülkemiz üzerinde emelleri var”, yok “dış mihraklar şöyle böyle”, aman efendim filanca siyonist sabetayist mason cart curt.. .. milyon tane komplo teorileri türetmeyi çok sever bizim halkımız.. Bu eskiden kalma, Jung’un deyimiyle “kolektif bilinçaltı”dır. Günümüzden tamamen kopuk olmasa da, dev bir etki edebilecek seviyede değildir.

1800’lerde, ingilizler ne derse neredeyse tüm dünya’da o olurdu. 2. dünya savaşı sonrası Rusya-Çin ikilisiyle ve Amerika-Batı Avrupa ikilisi dünyayı bölüştüler bir bakıma. Vietnam, Laos, Kamboçya, myanmar, yugoslavya gibi ülkeler doğu bloğunun etkisinde, Türkiye, Yunanistan Tayland, Malezya gibi ülkeler de batı bloğu etkisinde kaldılar. Devrim sonrası iranı gibi tek tük ülke oyun dışında kalmaya çalışsa da genel harita buydu. Dolayısıyla, Türkiye’de o dönemde -Dev bir Sovyet İstilası korkusu nedeniyle-Amerika’nın dedikleri uyguluyordu, bir bakıma uygulamaya mecbur kalmıştı. (doğrusu yanlışı iyisi kötüsü ayrı bir ayrı tartışma konusu, burada bugünü değerlendireceğim için hızlı geçiyorum)

Şu an durum ne peki? Şu an soğuk savaş yok, ekonomik gelişme yarışı var. Çin kendini yeniledi, kimsenin iç olayına karışmadı ve bi kaç yıl önce dünyanın en büyük ekonomisi oldu, amerikayı geçti. Eskiden Amerika’ya güvenen ortadoğu devletleri, artık güvenmiyor. Ve dahası, artık amerikaya mecbur değiller. Haliyle, Amerika’nın her dediğinin olduğu dünya geride kaldı.

Ama tabi ki ABD’nin bir etkisi olabilir. misal Soros, ingiltereden forex ile 1 günde 1 milyar dolar kazanmışlığı var. Benzer brokerların türkiye üzerine oynayarak, türkiye para piyasalarını, haliyle tüm ülkenin ekonomisini sikip atabilme potansiyeli var. Ama yine de gücünün bir limiti var, İran’da bu görüldü, Venezüella’da bu görüldü vs.. Anca ülkeyi sefalete sürükleyebiliyorlar ama hükümetleri deviremiyorlar artık.

Ayrıca, bu işler/kararlar hiyararşi içinde amerikan yönetimi tarafından alınmaya da bilir, kendi derin devletlerinin içinden birileri, “kısmen kişisel” kararlarla böyle olaylara destek verebilirler. Sonuçta Amerikan derin devleti, kendi başkanlarını bile vakti zamanında öldürmüşlerdi. hemen her ülkede, derin devletler, her daim başkanların kendilerinden güçlüdür.

Kısacası, ABD’nin ekonomik gücü hala yüksek, istihbarat gücü hala yüksek ama dünyadaki güç oranları eskisi kadar yüksek değil. (örneğin 1980’de dünya ekonimisindeki payın %25i ABD’nindi, şimdi %17lere düşmüş durumda, türkiye 80’lerde de %1 civarıydı, şimdi de %1 civarı) manipilasyon gücü hala yüksek, ama büyüleyicilikleri o kadar yüksek değil, eski heybetleri yok artık. Adamlar elbette kendilerine uygun bir yönetim isterler ama demem o ki, 1980’de türkiye’de darbe yaptırabilen Amerika’nın gücü 100 birim dersek, bugün anca 10-30 birim aralığında kalır. ABD desteği olabilir, Küçümsenecek bir güç değil elbet ama haddinden fazla abartmayı da gerektirmez. ABD yapsa yapsa yapacağı yardım, darbe başarılı olsa, darbecilerin uluslararası kabulünü sağlamak olurdu.

Özetle ABD’nin bu kadar dandik planlanmış bir darbenin içinde olduğunu pek sanmıyorum. Olsa olsa derin devletinden bir kaç kişi cemaati gazlamıştır, diğerlerinin de haberi olmuş ve ses çıkarmamıştır.


dr-strangelove-savas-odasi-war-room

– Dr. Strangelove tarzı askerler, bürokratlar. Aziz Nesin’den Dog Day Afternoon’a Monty Python’a kara komedi öğeleri

Darbenin hiç yaşanmadan engellenme ihtimali varken, engellenmedi. Darbeyi yapanlar da başarma şansları varken başaramadılar. Yine bunu komple teorilerinde değil de kişisel iş bilmezliklere bağlamak gerek, eldeki verilere bakınca en azından bu gözüküyor.

Mit darbeyi öğrenmiş ama tek satır notla iletmiş, genelkurmay başkanı bi bildiri yayınlamış ama askerlere iletilmemiş mi hepsine gitmemiş mi muamması var. darbeciler whats up üzerinden haberleşmiş. Darbeyi öğrenen kuvvet komutanı düğüne gitmiş. Darbeyi sabah 3’te yapmayı planlarlarken, alelacele darbe için pek fazla stratejik önemi olmayan köprüyle başlamayı tercih etmişler. TV’lerde canlı yayında darbe karşıtı canlı yayınlar dolandı, askerler CNN’e girdiler ama 1 saat boyunca canlı yayını kesmekten acizdiler. (ortaokul çocuğu bile, şu kameranın kablosunu çekeyim der, adamlar koca bina içinde canlı yayın odasını arayıp durmuşlar.) Genelkurmay resmi sitesini kim ele geçirdiyse, gece boyunca yayınlanan metni en az 6-7 kere değiştirdiler. Siteye her girişimizde metinde ama küçük ama büyük değişiklikler oldu. Yani darbe olurken adamlar darbe yapmak yerine, darbe metni üzerinde uğraştılar. O kadar metin üzerinde uğraştıkları halde, dertlerini kimse anlamadı, bir mesaj veremediler. kendilerine önce Yurtta Sulh Konseyi dediler, sonra karar değiştirdiler, genelkurmay başkanlığı diye açıklamayı editlediler. Tanklardaki askerler, üzerlerine zimmetli, bir şey olursa başları dev derde gireceklerini bildikleri tanklarında ne yapacaklarını bilmeden sürdüler araçları boş boş. Aracı polise teslim etseler bir dert, etmeseler başka dert. mit kontrol altına alındı diyor, ardından meclis bombalanıyor. Cumhurbaşkanı “benim genel sekreterimi kaçırmışlar, napacaksın benim genel sekreterimi” diyor (sonra da “eniştemden öğrendim” dedi)

Şampiyon ama whats up’dan darbe yapanlar kesinlikle. Daha yeni Hilary Clinton yargılandı, o tarz firmalar üzerinden yazıştığı için. (hacklenmesi kolay sistemler ve de firma yönetimi dahil pek çok kişinin ulaşabileceği bilgiler nedeniyle). Rakibi de yine Tayyip’in “Bu f16’lar niye uçuyor” diye sorması!

Yani her tarafta aşırı özgüven ve dikkatsizlik oluşmuş. Şansa az kayıpla atlattık.


milgram's-experiment-milgram-deneyi

– Stanford Prison Experiment ve Milgram’s experiment ile çatışmaları ve meclisin vurulmasını okumak

En popüler psikoloji deneylerindendir bunlar, bilmeyenler için kısaca deneyleri anlatayım.

Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi): 1971 yılında yapılan bu deneyde, hepsi öğrenci olan 24 deneğin 12si mahkum, 12si gardiyan yapılır ve 2 hafta boyunca bir hapishanede davranışları gözlenmek istenir. Ama mahkumlar mahkum rolüne, gardiyanlar gardiyan rolüne kendilerini o kadar kaptırır ki, şiddet olayları baş göstermeye başlar. Mahkumlar isyan eder, gardiyanlar isyanı bastırmaya çalışır. Ciddi bir kriminal olay riski oluşmaya başlayınca, deney 6. günü sonlandırılır. Bu deney, sıradan insanlara bile bir rol bir görev verildiğinde, kendi kişilik özelliklerinden çıkıp nasıl sadistleşebileceklerini göstermeleri açısından mühimdir. (“Das Experiment” (2001) filmi, deneyden esinlenmiştir. izlemenizi öneririm)

Milgram’s experiment (Milgram Deneyi): Deney 1961 yılında başlamış ve Denekler, ilkokul terkten doktoralı insanlara kadar tüm kitleden seçilmiştir. Deneyde, deneklere “cezanın öğrenme üzerinde etkisini” inceliyoruz denmiş ve iç odada bulunan denek yanlış cevap verince elektrik verilmesi istenmiş. ilk başta 45 voltluk ufak bir şok verilirken (yaklaşık bir pilden elektrik çarpması gibi hafif) gittikçe artan seviyelerde voltaj vermesi istenmiş. 40 denekten 40’ı da 300 volta kadar çıkmış, 40’da 26’sı -huzursuz hissetseler de- deneyin en yüksek voltu olan -ölümcül olabilecek- 450 volta kadar çıkmışlar. (bu sırada içeriden bağırtılar ve acı çığlıkları gelmekteyken üstelik) (Not: gerçekten elektrik verilmemiş tabi, ama denek elektrik verdiğine inanmış.) Bu deney, insanların, otorite sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını göstermiştir. Zaten çıkış amacı da, “Yahudi Soykırımında yer alan yüzbinlerce yardakçı, sadece onlara verilen görevi yerine getiriyor olabilir miydi? Onların hepsi yardakçılık suçuyla suçlanabilir miydi?” sorusuna cevap bulmaktı.

Kısacası, darbeyi planlayanlar, sivillerin ölmesini planlamamış olabilir. Tanklardan, tüfeklerden, helikopterden, uçaklardan ateş açılmasını ilk etapta düşünmemişlerdir, istememişlerdir belki. Ama emirler geldikçe kendi rollerine kendilerini fazla kaptırıp 45 volttan 450 volta çıkan denek gibi, alçak uçuştan meclis bombalamaya gidebilmişlerdir.

Bu onları masum mu yapar? elbette hayır. Yatsın, müebbet yatsın. Bi tomar masum insanı öldürdüler çeksinler cezalarını. Bunu söyleme nedenim, “Nasıl olur da bir asker kendi meclisini bombalayabiliyor, aklım almıyor” diyen kitlelere bir cevap vermek için. neden tekrar tekrar bu tarz kötülüklerin oluştuğunu bilimsel olarak anlatmak için. Eğer sorun doğru tespit edilmezse, çözümler de kalıcı olmaz sonuçta. Milgram kendi ağzından şöyle der:

İtaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. Yale Üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. Katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. Yetişkin insanların, bir otorite makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.

Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.


 

paralel-dik-kesisen-dogrular

– Matematiğin basit bir gerçeği: “Bir noktada kesişen iki doğru, asla paralel olamaz.”

Paralel aşağı paralel yukarı. Neymiş cemaatle ilişkili insanları görevden uzaklaştırcaklarmış. Uzaklaştır elbet biz de bunu isteriz ama ilk önce kendileriyle başlamaları gerekir. Cemaat, Okyanus ötesine selam gönderen kişiye paralel olamaz. Olsa olsa yolları ayrılmış olur. ortak doğrularından uzaklaşmış olurlar. “Paralel devlet” değil, olsa olsa “açı devlet” olur. dik açımıdır, geniş açımıdır dar açımıdır onu tartışabiliriz belki ama asla ve asla paralel olamazlar, matematiğe ters bir şeydir bu! “Bir noktada kesişen iki doğru, asla paralel olamaz.”

———————————————————–

ic_savas_cikar_diyen_burokrata_erdogandan_yanit_ciksin_ezer_geceriz

– “İç Savaş Çıkarsa Çıksın, Ezer Geçeriz” lafı

Bayadır iç savaş lafı dolaşmakta. Zaten 30 yıldır light bi iç savaşımız var, 2001de tam bitti dediğimiz PKK belası yine cortladı / cortlatıldı. Işıd de diğer tarafta, 1 yılda 1.000 kişiye yakın ölmüştü bombalardan.

Bekleniyordu iç savaş bir şekilde. Ben tee 2010’daki evet hayır referandumundan anlamıştım işlerin boka saracağını. Onun için türkiye’deki işlerimi sıfırlamış ve yurtdışına abanmıştım. Sonuçta, Usta’nın Hoca’sı 90larda seçeneğimizi “kanlı mı olacak, kansız mı?” diye belirtmişti. Malesef 2 seçenek bunlardı.

Tayyip “eniştemden öğrendim” diyor ama bu doğru olmayabilir. Bak şimdi, Rusya Türkiye’de darbe olacağını anlamış ve darbeye karşı uyarmış. Muhtemelen Rus uçağı düşürüldüğünden beri Türkiye’yi çok yakından izliyordu adamlar. Darbeciler, Whats Up gibi basit bir iletişim aracı seçtikleri için de, Rusya’nın tüm darbecileri rahatça izlemiş olmaları muhtemel.

%100 emin olmamakla birlikte, anladığım kadarıyla şöyle gelişmiş olay. Tayyip öğrenmiş darbeyi, kendi güvenlik önlemini almış. Darbeye kalkışacakları “yani düşmanlarını tamamen tanımak için” ön bir engel koymamış, bastırılabilir bir darbe yapmalarına göz yummuş.

Eğer böyleyse, başarılı bir strateji diyebilirim. Ahlaklı mı, belki değil. Humanist mi, kesinlikle hayır. Ama sonuçta yıllar yılı elele kol kola yürüdüğü bir grupla kanlı bıçaklı oldu ama kimin tam olarak cemaatçi, kimin dışarıda olduğunu kesin olarak bilmediği tonla adam vardı. Sonuçta daha 2-3 yıl öncesine kadar tüm AKP tarafından baş tacı edilen bir adamdı Feto. Kendisi de baş tacı edenlerden biriydi. Haliyle, kimin kendi tarafında, kimin onun tarafında olduğunu bilemiyordu.

AKP ile Cemaat boşandıktan sonra, cemaat böcek gibi fare gibi gizli hareket etmeye ağırlık verdi. Hep öyleydiler ama boşanmadan sonra daha da gizlediler kendilerini. Tayyip büyük ihtimal çözüm arıyor ama bulamıyordu. Dediğim gibi, kendisi dahil pek çok kişi Feto’yla eski dosttu. Aradığı şeyi eski bir masalla örneklemek mümkün: Tüm köyü farelerin bastığını düşün. Tarlalardan evlere her yer fare dolu ama göremiyor bulamıyorsun fareleri. Birini yakalıyorsun 5’i başka yerden çıkıyor. ilaç fayda etmiyor. İşte böyle durumda ihtiyacın olan şey, bir kavalcıydı; “Fareli Köyün Kavalcısı”! Darbe peşine takılan tüm fareler böylelikle açığa çıkabilirlerdi.

Darbenin kendisi de, Tayyip’in uzun süredir aradığı, fareli köyün kavalcısıydı. Bu sayede tüm fareler açığa çıkabilecekti. Kartları doğru oynadı, ve tüm fareleri yakaladı. (en azından ordudaki)


gezi eylemleri

– Gezi ve Cemaat

AKP’lilerin sevdiği bi goygoy vardır, “Gezinin arkasında cemaat var” diye. Eğer gezinin ardında dedikleri gibi cemaat olsaydı, 17aralık operasyonu gezi sırasında olur, darbeci askerleri o dönem sahaya sürebilirdi. Ayrıca o dönem polis teşkilatına da hakimdi cemaat.

Cemaat kendilerinin yönetemeyeceği bir kitle olan gezi eylemcilerine destek vermemiş, aksine elindeki polis gücüyle sert davranmıştır. Hükümetin yanında olarak, eylemin bastırılmasına çabalamıştır. Onlar AKP’nin gücünü istiyordu sonuçta.

Kısacası “Gezinin arkasında cemaat var” demek saçmalamaktan başka bir şey değildir. Eğer gerçekten olsaydı, şu anda AKP olmaz, yerine saçma sapan cemaat destekli bir hükümet olurdu. (iyiki desteklememiş, beterin beteri olurmuş)


darbeci-generaller-gozaltinda

– 50 Bin Cemaatçi Devlet Memuru ve Bozuk Bir Saat Olan AKP’nin Bile Günde İki kez Doğruyu Göstermesi

Siz naptınız abi! 50bin memur! Ne ara nasıl o kadar insanı kendi cemaatine aldın eğittin devlete soktun. Sayıları duyunca gerçekten dumur oldum. Yani bir yandan insan şaşıyor zaten 50bin memurun varsa emrinde, ülkeyi sen yönetiyorsundur, darbe yapmana ne gerek var! Ama güç açlığı, insan hep daha fazlasını istiyor.

İfadelerden anlaşıldığı kadarıyla -özellikle askerdeki darbeciler- 80’li yıllarda girmiş isimler. Özal döneminde girmişler ve kendilerini 30-40 yıl gizleyebilmişler. Hani vucuda giren bir mikrop, yeterince çoğalmadan hastalık ortaya çıkmaz ya, o hesap. Yeterince çoğaldıklarını düşünmeden harekete geçmemişler, 30-40 yıl beklemişler… Vay amk arkadaş, insanlar hayatlarını neyle harcıyor!

Öte yandan, 30-40 yıldır bilinmeyen bu memurlar, bir anda nasıl ortaya çıktı o da ayrı bir soru. Net olmamakla beraber anladığım kadarıyla, zaten uzun süredir takip vardı (özellikle 17aralık sonrası) ama memuru atınca mahkemeyle geri dönüyor diye ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Şimdi darbe sonrası, şüphelendikleri kim varsa atıyorlar, OHAL ile mahkemeyi bypass edecekler.

Bunun şöyle bir riski var, “neye göre şüpheleniyorsun, ölçütün ne?”. Sonuçta askeri ya da savcıyı verdiği karardan yakalarsın ama misal binlerce öğretmeni nasıl anlayabilirsin? Muhtemelen vakti zamanında cemaatle şu veya bu şekilde iletişimde olan kim varsa herkesi atıyorlar. Bu da yukarıda söylediğim paradoksu yaratıyor: Okyanus ötesine selam yollayan Tayyip’in kendisiydi. Bu hesapla kendisi de Fetocu.

Ama yine de bu örgütün devleti ele geçirmesinde Tayyip’i tek başına suçlamak yanlış. Özal’dan Çiller’e önceki dönemlerin de büyük suçu var. Adamlar tee 1989 yılında bile sınav sorularını çalıp yandaşlarına veriyormuş. (Genelkurmay başkanının yaverinin ifadesi, kendisine 89 yılında askeri lise soruları cemaat tarafından verildiği) Tayyip zaten varolan kadrolanmanın vitesini büyültmüş. AKP pek çok yanlış yapan bozuk bir saat olabilir, ama şu an bu atmalarda doğruyu söyledikleri bir dönem olması kuvvetle muhtemel!

Ayrıca konuyla ilgili ek not: Hapishaneler zaten tıka basa doluydu, bu kadar adamı nereye koyacaksın? Ayrıca, bugün biri paylaşmış ama doğruluğundan %100 emin değilim, hakimlerin büyük çoğunluğu tutuklandığından, mahkemeye çıkacak hakim yokmuş diyorlar. özellikle kartal adliyesinde durum ciddiymiş. Çok acaip beklenmedik olaylar..


istihbarat-acigi-var-miydi-varmiydi

– İstihbarat Açığı Geyiği

Bunu uzatmıcam sadece şunu dicem: 50 bin insan 30yıl boyunca, devlette üst kademelere kadar yükselmiş. General olmuşlar, müsteşar olmuşlar, yüksek hakim olmuşlar. Bu tespit edilememiş tam tamına 30 yıl boyunca. Adamlar 3bin üst rütbeli askerle darbeye girişiyor (TSK’da 50bin subay varmış, yaklaşık %6’sı). Her 100 subaydan 6’sı darbeci olması az gibi gözükebilir ama durum çok daha ciddi. Tam 103 general darbe nedeniyle tutuklanmış, TSK’daki general sayısı 358 imiş. Yani neredeyse her 3 generalden biri cemaatçi! Muazzam bir güç, muaazzam bir sayı! Bildiğin adamlar ele geçirmiş. O kadar kalabalığa rağmen tespit edilememiş! Ve hala istihbarat açığı var mıydı diye soruluyor, şahane kafalar.


yurtta-sulh-whats-up

– Cemaatin Darbe Yapacak Özgüveni Nereden Geliyor?

Cemaat pek çok yerde adamı olunca, darbe yapan genelkurmay başkanının (Evren) dalga geçer gibi emekli maaşına zam yapılırken; darbeyle alakası olmayan genelkurmay başkanını (Başbuğ) terör örgütü lideri diye 1 yıl tutuklayabilecek bir seviyeye ulaşmışlardı.

Eğitimden yargıya, polisten bürokrasiye, medyadan orduya ele geçirmişlerdi. Bunun eğitim, yargı, polis, bürokrasi ve medya ayakları zaten biliniyordu ama boyutu net değildi. Şahsen ben orduda General seviyesinde pek kimse beklemezdim, 103 generali varmış yukarıda dediğim gibi.

Şimdi 17 aralık sonrası cemaate tasviyeler başladı bildiğiniz gibi. Önce polis, sonra bürokrasi ve yargıdan uzaklaştırılmalar başlandı. Medya organlarına el konuldu (el konuluş şekli yanlıştı ama o ayrı konu)

Cemaatin elinde sadece ordu kaldı. Büyük ihtimal YAŞ toplantısında pek çoğu ordudan atılacaktı. Ve Feto çok yaşlı bir adam ve büyük ihtimal ölmeden önce Humeyni gibi ülkenin dini lideri olabilmeyi istiyordu.

Dünyanın en büyük 10 ordusundan birinin komuta kademesinin 3’te 1’i senin kontrolündeyse, ve de ABD ile ilişkilerin de iyiyse; elbette yönetime el koyabileceğine dair bir inanç oluşur insanda. Eğer darbe yapmazsa silinip gideceğini görmüştü.

Darbesini yaptı, şimdi sadece kendisi silinip gitmekle kalmayacak, yaptığı ne varsa hepsi silinecek ve silinmeli!


darbe-sokaklar

– Minarelerden Okunan Selalar

Şimdi, anti-AKP kişilerinde genel olarak, tüm gün imamların ezan/sela okuyup milleti meydanlara çağırmasını algılayamama durumu var.

Basitçe şöyle söyleyim, bir şey olduğunda biz napıyoruz? facebooktan twitter’dan haberleşiyoruz değil mi? Niye, çünkü biz bunlara hakimiz, bizim iletişim araçlarımız bunlar. Şimdi, diyelimki bir camide imamsın, internet kullanmayan tonla insan geliyor camiye. Ve onlara erişmen gerekiyor. Ne yaparsın? Elinde megafon gücü varken, o saatte uykuda olan ve internetle arası az olan kişilere tweet mi atarsın? Hayır, elbette bu gücü kullanırsın. Yani en azından “Ülke yangın yeri, uyuma kalk” diyebilirsin.

O çağrıyla sokaklara dökülen Işıd kılıklı insanlar başka bir konu. Ama çağrının kendisi normal ve de önceden organize olmaya gerek yok. Zaten megafonu olan insanın aklına ilk onu kullanmak gelir.


darbe-gecesi-ataturk-havaalani

– Abd’nin Tr’ye Uçuşları Durdurması:

ABD Türkiye’ye uçuşları durdurdu. Niye? çünkü darbe bitti ama havaalanının güvenliği hala yok.

Niye derseniz şöyle özetleyim: darbeciler havaalanını ele geçirdi. sonra çatışma falan oldu, sonra halk girdi havaalanına, darbeciler çıktı güzel güzel değil mi?

İşte o kadar güzel değil. O insanlar o günün olayları haliyle, havaalanına üstleri başları aranmadan girdiler. Ve o havaalanında çok değil sadece 2 hafta önce 50 kişinin öldüğü 200kişinin yaralandığı bir patlama oldu. Adamlar güvenliği geçemediği için 50 ile kaldı sayı, geçseler binlerce kişi de ölebilirdi.

Şimdi o gece o teroristlere adamlara şans doğdu tekrardan. Halihazırda güvenlik yokken, getirebildikleri kadar cephaneyi bombayı getirip havaalanı içine saklayabilirler. Sonra bir gün istediklerinde de güvenliği sorunsuzca geçip, sakladıkları yerden silahları bombaları alıp ortalığı kan gölüne döndürebilirler. İşte bu olaylar sırasında Amerikan vatandaşları da ölebilir. Bu yüzden de Amerika, Türkiye’deki havaalanlarını güvensiz ilan etti, uçuşa yasakladı. Havaalanlarının güvenliği netleşene kadar da sürer bu.

Hem can kaybı, hem prestij kaybı hem de ekonomik kayıp.. triple penetration!


kemal-dervis-bankacilik-duzenlemesi

– Kemal Derviş’in 15 Yıl Önceki Bankacılık Düzenlemeleriyle Hala Ayakta Durabilen Ama Bu Uygulamaların Sürdürülebilirliği Meçhul Ekonomi

2001 krizinin en büyük nedeni, bankaların nakit ödemelerini döndürememeleriydi. Bankalar ticaretin göbeğidir. Tüm ticari işletmelerde olduğu gibi bankaların da alacakları olur verecekleri olur. Eskiden bankaların ellerinde çok fazla nakit para tutmalarını zorunlu tutan bir düzenleme yoktu. Bankalar da yüksek kar edebilmek için, ellerindeki parayı maksimum oranda bir şeylere yatırmaya bakardı. Örneğin bir bankanın 100 lirası varsa, 90 lirasını hatta zaman zaman 95 lirasını bir şeylere yatırabiliyorlardı. (misal sen %10 faizle 100 liranı bankaya yatırırsın, banka o 100 liranın 90lirasını %30 faizle mortgage kredisi verir. Kredi geri ödemelerinden 117 lira gelir. Gelen parayla senin 100 liranı 10 lira faiziyle geri verir, 7 lira da kendisine kar kalır) fakat böyle çok kredi verip yatırım yapıldığında, kriz döneminde ellerinde nakit para olmadığından bankalar da başka bankalardan krediye başvurabiliyorlar ve haliyle zarar edebiliyorlardı. 2001 krizinde böyle olmuştu ve ellerinde nakit olmadığı için kredi istemişler ve tüm bankalar benzer durumda olduğundan, faizler %3000 (yüzde 3 bin) lere fırlamıştı.

Kemal Derviş’in yaptığı en büyük düzenlemelerden biri, bankalara ellerindeki nakit parayı belli bir oranın altına düşürmeme zorunluluğu getirmesiydi. Bu sayede bankalar daha yavaş büyüyor ama batma riskinden uzak kalabiliyorlardı.

Bu sayede 2008 krizini ucuz atlattık. Bu sayede son 3 yıldır ekonomi günden güne kötüleşse de bankalar batmıyor, ekonomi işleyebiliyor.

Fakat şimdi yeni bir sorun beliriyor kartoğu gibi büyüyerek. Borçlu sayısı! Yaklaşık 2 milyon kişi borçlu bu ülkede. Borcunu ödeyemeyen bireylerin sayısı arttıkça artıyor. Buna karşılık, insanların para harcama ve satın alma tutkusu da yükselmeye devam ediyor. sürekli taksit taksit bir şeyler alıyorlar, sonra da ödeyemeyip göt gibi kalıyorlar ortada.

Bu darbeyle de şöyle bir ilişkisi olacaktır. Memur adamın hayali pek çok insan gibi ev ve araba almaktır. Memurlara da bankalar krediyi güvenle vermektedirler (özel sektöre kıyasla) şimdi 50 bin memurun işten çıkarılması gündemde. 50bin kişi cidden çok büyük bir rakam. Bunların bir kısmı da ev ve taşıt kredisi kullanmıştır illaki. Ve işten çıkarıldıkları için, ödeyemeyecekler. 50bin kişi demek, 4 kişilik ortalama aileden 200bin kişi eder. 200bin kişi doğru düzgün harcama yapamayacak haliyle bankaları aşağıya çekeceklerdir.

Bu da domino etkisine sebebiyet verebilecek, bankalar, alacakları kredilerini toparlayamadığından, yapması gereken ödemeleri yetiştirebilmek için daha yüksek faizle borçlanacak, faizler artınca enflasyon yükselecek dolar yükselecek ve herkes daha da fakirleşecek!

2011 yılında 10.500$ olan kişi başı milli gelirimiz şu an 7.000-8.000$ aralığında ve dolar yükseldikçe kişi başı milli gelirimiz daha da düşecek!

Bunu engellemek için ayrılması gereken hem para kaynağı hem de burokratik enerji; güvenliğe aktarılacak. Haliyle ekonomik bir reform yapılamayacak (yapılsa bile cılız kalacak) Yabancı yatırımcı kaçışacak (ki kaçıyor zaten) Turizmin de hali hazırda çöktüğünü göz önüne alırsak, kredi borçlusu memurların da ekonomik çöküşe doğru kar topunu büyüttüğünü rahatça görebiliriz.

İşte tam da bu sebeple dün S&P Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Türkiye yatırım yapılır ülkeler arasındaki değerini düşürdü. Yani bir almana japona çinliye amerikalıya, elindeki parayı yatıracak ülke arıyorsan, Türkiye’de yatırım yapacağına git Şili’de yap, Çin’de yap, Kazakistanda yap daha çok kazanırsın” diyor, “kredi vereceksen, borcunu ödeyebilmesi riskli bir ülke Türkiye, daha yüksek faiz talep et” diyor.

S&P önemli bir derecelendirme kurumu ama esas darbeyi Moody’s ve Fitch vurabilir. Çünkü, S&P ile Türkiyenin bi anlaşması yok bildiğim kadarıyla. Türkiye’nin anlaşmalı olduğu kurumlar Moody’s ve Fitch’tir. Moody’s karar değiştirmezse 5 ağustosta değerlendirecek Türkiye’yi. Onlardan da olumsuz karar beklendiği için dolar daha da yükselebilir, işler daha da kötüleşebilir. Moody’in not düşürmesi, piyasadan yaklaşık 10 milyar dolar çıkması demektir.

Patlayan bombalar, Işıd’iydi Pkk’sıydı, DHKP-C’siydi, Darbesiydi, eylemiydi otuydu bokuydu kavgalarına bir de ekonomik etkenler binince işler daha da çığrından çıkabilir. fakirleşen ekmek bulamayan halk sağa sola saldırabilir. Gerek Hitler, Gerek Lenin, Gerek Humeyni olsun hepsi de ekonomik problemler yaşayan halkın desteğiyle başa geçmiş ve ülkelerini daha da kötüye götürmüş diktatörlerdir. Bizimkiler de fakirleştikçe saldıracak yer arayacaktır!

Kısacası, kar topu büyüyor.


reyhanlı saldırısı

– Terör Eylemlerinin Geleceği Üzerine

7 haziran seçimlerinden sonra, 1 yılda 1000 kişiye yakın patlayan bombalarda öldü. Binlerce kişi de yaralandı.

Ben bunu hep AKP’nin işi olarak gördüm, 400’ü verin bu iş huzur içinde çözülsün diyen adamın parmağı var dedim. Ama şimdi 2. bir ihtimal daha çıktı, o patlamalar da Cemaatin işi olabilir (en azından bir kısmı)

12 eylül öncesi Evren, hiç bir olaya müdahale etmeyip, olayların daha da büyümesini ve darbe için şartların olgunlaşmasını beklemişti. Cemaat de aynı taktiği uygulayıp kendisi bombalar patlatarak darbe için şartları olgunlaştırmış olabilir.

Öte yandan, cemaat yapsa AKP bunu tespit eder ve cemaat bomba atıyor diye propaganda yapardı. Fakat patlamayı düzenleyen bugüne kadar neredeyse hiç bir kitle tam anlamıyla yakalanamadı. (patlamalar genelde 10-20 kişilik ekip işi olup 2-3 kişi yakalanabiliyordu genelde, onlar da ayakçı kesim oluyordu beyin ekibine ulaşılamıyordu)

Şu an eldeki verilerle, hala patlamalar büyük ihtimal AKP’nin işiydi diyorum, fakat eskisi gibi %100 AKP yapmıştır diyemiyorum.

Fakat şunu söyleyebilirim, muhtemelen bir süre kimsenin bomba patlatmasına gerek olmaz. Haliyle patlamalar durur bir süre.

Eğer yakın zamanda yine bomba patlarsa da, çok büyük ihtimalle, hem AKP’den hem de cemaatten bağımsız örgütlerin işi olacaktır -ki bu çok ufak bir ihtimal-

Kısacası, her ay 1-2 patlama olurken, önümüzdeki 6 ay hiç patlama olmayabilir.


ic-savas

– Önümüzdeki İç Savaşlar:

Wiki’deki tanıma göre: İç savaş veya sivil savaş, bir ülkenin insanlarının çeşitli politik veya dini kutuplar altında organize olarak birbirleriyle yaptıkları silahlı çatışmalara verilen genel isimdir.

Haliyle darbe bir iç savaştı, ve şansımız vardı 1-2 günde bitti.

PKK üzerinden 30 yıldır iç savaşımız devam ediyor zaten.

Fakat daha dincilerle laikler arasındaki iç savaş başlamadı. (Umarım da başlamaz)

Bu darbe girişimi fırsat da olabilir ülke için doğru kullanılırsa, sonuçta ilk defa mhp – chp – hdp ve akp ortak bir bildiriye imza atabildi. Ülke uzun süre sonra ilk defa birleşti.

Herkes üstünde savaş uçaklarının uçmasını, saçma sapan bombalamaların çatışmaların ne demek olduğunu gördü.

Fakat, Tayyip’in “çoğunluk bizde, ezer geçeriz” politikasını sürdürmesi halinde, işler olumludan olumsuza dönebilir.

Haliyle, Tayyip ülkeyi yeni iç savaşlara sürüklemeye devam edecek olursa, aşağıdaki önerilerimi uygulamanız, ülkeyi kurtarmasa da siz bireyleri kurtarabilir. (özellikle Hotel Rwanda ve Agora filmlerini izleyin)


oneriler

– Öneriler:

  • Elinizde fazla kullanmadığınız eşya varsa satın, nakite geçin.
  • Evde çok abartmasanız da en azından 2 haftalık bozulmayacak yemek bulundurun (makarna, bulgur pirinç vs..)
  • Araçlarınızın benzinini sürekli full tutun. Dolara paralel olarak benzin fiyatları da artacaktır. daha az ödemiş olursunuz.
  • Dolarda yıl sonu hedefi darbe öncesi bile 3.30’du, darbe sonrası ne olur henüz bir uzman kurum açıklaması görmedim ama beklenen 3.30 seviyesi bile güncel kurdan yüksek. Dolara geçmeyi düşünebilirsiniz. 2.96’nın altına bir daha düşebileceğini pek sanmıyorum. 3 civarında bulursanız almak için doğru zaman olabilir. (not: ilerleyen zamanlarda okuyacaklar için, Yazının yazım tarihi 21 temmuz ve dolar 3.07 şu an)
  • Kredi çekmeyin, mortgage’a asla girmeyin. Borçlarınızı sıfırlamaya bakın ve mümkün olduğunca nakitte kalın.
  • 1’e 150 oranından daha yüksek bir evi nakitiniz varsa bile almayın. (örneğin 1.000TL kira verilen bir evin değeri 150.000TL’yi geçmemeli. Balon fiyatlara itibar etmeyin)
  • Pasaportunuz yoksa pasaport alın. Ailenizin de almasını sağlayın.
  • Ehliyetinizi yenileyin (yeni ehliyetlerle beynelmilel ehliyet gerekmiyor) Her ülkede kullanabilirsiniz.
  • Tatiliniz varsa, mutlaka yurtdışına çıkın ve alıcı gözle bakın. Sorun başlarsa gidebileceğiniz bir yer olsun.
  • İç savaşı yıllardır beklediğim için, insanları Kamboçya’ya çağırmıştım. Ama Türkler orada büyük oranda yapamıyor. O sebeple, öneri olarak en azından bir kere Gürcistan, Makedonya, Karadağ, Bosna, Kıbrıs gibi vizesiz gidilebilen yakın civardaki uçak biletlerinin nispeten uygun olan ülkelere bir gidin görün. Suriyeliler gibi sürünmeyin.
  • Günlük hayatta kimseyle tartışmayın, siktir edin.
  • Biliyorum dizi izler gibi izliyoruz haberleri, bir çekirdeğimiz eksik. Sürekli bir olay oluyor, takip etmesi güç bir dünya. Ve yine biliyorum zor ama yine de kendinizi o hayata mahkum etmeyin, kendi kişisel gündeminizi oluşturun. Haberlerin günlük hayattaki yerini azaltın. Konsere gidin ev partileri düzenleyin. O dandik hayattan kendinizi kurtarabildiğiniz ölçüde kurtarın.
  • İzlemediyseniz, fikir vermesi açısından şu filmleri izleyin: Hotel Rwanda (2004), Agora (2009), The Killing Fields (1984), Persepolis (2007), Manchurian Candidate (1962), Valkyrie (2008), Dr. Strangelove (1964), The Experiment (2001), Schindler’s List (1993), JFK (1991), The Baader Meinhof Complex (2008), The Lives of Others (2006), Wag the Dog (1997), Michael Collins (1996), Amen (2002), Lacombe, Lucien (1974), Black Hawk Down (2001) -bunu özellikle kefenlileri anlamanız için yazdım-, Doctor Zhivago (1965), Monty Python and the Holy Grail (1975)

——-

Uzun bir yazı oldu, buraya kadar okuduysanız teşekkürler ^^

paylaşırsanız sevinirim

 

 

Share/Bookmark
Share:

3 comments

  1. Sen hep yaz ♡

  2. 22 milyon akpli varken sokağa 4 milyon civarı insan çktı ki bunların içinde akpli olmayan yüzbinler de vardı. Çıkarılacak sonuç: Sosyal medyada vatanı kurtardık diye öten akplilerin %90ından fazlası o gün oturdu.

Comments are closed.