allah araba olsaydı kimse almazdı

“Allah Bir Araba Olsaydı, Satın Almazdınız!” Allah İnancınıza Dışarıdan Baktıracak Güzel Kısa Hikaye

allah araba olsaydı kimse almazdı

“Allah Bir Araba Olsaydı, Satın Almazdınız!” Allah İnancınıza Dışarıdan Baktıracak Güzel Kısa Hikaye

 

Allah’a nasıl inanmazsın” “her şey bir tesadüf eseri mi oluştu?” temalı milyon tane yorum geldi. Hazır müslüman tayfa siteye akın etmişken, bunlara uzun uzun bayık akademik yazılarla açıklamak yerine güzel bir hikayeyle açıklamak isterim.

Allah Bir Araba Olsaydı Satın Almazdınız!

Hikaye, Dark Matter’ın, iyi bir youtube elemanı, Ateizm üzerine güzel eğlenceli animasyonlar yapar. Animasyon kalitesi düşüktür falan ama düşüncesini iyi anlatır.

Hikayenin özeti şu: Bir bayan gazetedeki Honda Prius araba ilanı görür ve arabayı almak üzere dükkana gider. Dükkan sahibi arabanın ne kadar güzel olduğunu “anlatır”. kadın “arabayı görebilir miyim?” der, adam, “arabanın gerçekten var olduğuna inanmıyor musun?” diye. cevaplar. Kadın dumur olur. “Öyle demek istemedim, sadece arabayı görmek istiyorum, görüp ona göre olarak alacam” cevabını verir. Satıcı bir tomar belge koyar masa üstüne, “al sana arabanın var olduğuna dair kanıtlar” der ve 15bin dolar ister araba ücreti olarak.

Kadın daha anlaşmadık arabayı bile görmedim diye itiraz eder. Adam “Niçin birazcık inancın yok, araba var olmasaydı ben buraya nasıl gelebilirdim?”  diye sorar. Kadın “otobüsle, taksiyle veya başka bir arabayla gelebilirsin” der. Adam kahkaha atar “Saçma!” der. “Bu uydurmalara gerçekten inanıyor musun?” diye sorar. “Buraya gelmemin tek yolunun Honda Prius kullanmak olacağını göremiyor musun?

Kadın inanmamaya devam edince bir satıcı daha gelir, sonra bir satıcı daha. Diğer iki satıcı da arabanın ne kadar güzel ne kadar şahane olduklarını anlatırlar. Ama aralarında konuşurlarken, biri arabaya mavi der biri kırmızı. biri 1978 model klasik seriden bahseder, biri son model versiyonundan. 3 Satıcı kendi aralarında arabanın “nasıl” olduğu hakkında tartışmaya başlarlar.

3 satıcı tartışırken kadın sıkılır, “bana arabayı gösterecek misiniz yoksa göstermeyecek misiniz?” der. Satıcı, kadına “Arabanın var olmadığını kanıtlayamazsın” der. “Eğer arabanın var olmadığına inanıyorsan, kanıtla biz sana bir sürü belge gösterdik” der.

Kadın: “üzerinde fikir birliğine varamıyorsunuz, gösterdiğiniz belgeler farklı farklı arabaların belgeleri ve en önemlisi arabayı bana göstermiyorsunuz” der ve gitmek üzere hareketlenir. Ama Satıcı sona sakladığı acı gerçeği söyler: “Eğer bana inanmaz ve arabayı satın almazsanız, çok acı işkencelere maruz kalacak ve almadığınız için pişman olacaksınız

yahudi-hristiyanlar-cennete-giremez-yahudilik-hıristiyanlik

Şimdi Siz olsanız bu adamlardan araba satın alır mıydınız?

Peki bu adamlardan Allah’ı niye satın alıp, hayatınızın en önemli yerine yerleştiriyorsunuz?

En önemli cevap, “araba olmasaydı buraya nasıl gelebilirdim?” sorusunda esasen. başka bir araçla veya yürüyerek gelebilirsin. Belki Allah kavramı şeytanın uydurması, “Yaşayan Rab İsa Mesih” gerçek Tanrı. (bir önceki yazıda Hrisiyan bakışıyla müslümanların şeytana taptığını söylemiştim, google’dan yeni gelenler için copy/paste:

İncilde yazanın özeti: Şeytan bin yıllık hapistedir, bin yıl sonunda hapisten serbest bırakılacaktır. Şeytan serbest kalınca, sahte peygamber bulup yeryüzündeki tüm halkları caydıracak. Üzerinize saldıracaklar, büyük savaşlar olacak. (tümünü okumak isterseniz Vahiy ayeti. 1. bölüm 2. bölüm diye gider 20′ye kadar, sayfa sayfa ilerleyin)

Yani incil ne diyor muhammedden 600-700 yıl önce. Bu binyıllık süre sonunda şeytan kendisine bir peygamber bulacak diyor. Muhammed’in geleceğini öngörüyor. yeryüzündeki tüm halkları caydıracak bu peygamberle ve size saldıracak diyor. İncil, tam 700 yıl önceden Muhammed’in hristiyanlar üzerine “Cihad yapacağını” da öngörüyor. Tamı tamına Muhammed’i tasvir ediyor! Muhammed’e inananlar da dolaylı yoldan (bilinçsiz de olsa) şeytana tapmış, Tanrı’nın sevgisinden mahrum kalmış oluyor.

Bunlar benim düşüncelerim değil, Hristiyan bakışı. görmeden arabayı alan kardeşim, “bilinçsiz de olsa şeytana tapıyor olabileceğini biliyor muydun?” bu olasılığı hiç düşündün mü?

İllah bir yaradan varsa bu yaradan “Allah” mı yoksa “Tanrı” mı? ikisine birden inanamazsın. (inanırsın, gönlün istiyorsa inanırsın elbet ama ikisini birden reddetmiş olursun. “Tek tanrı benim” der ikisi de. “ikisinin aynı tanrı olduğu”nu hristiyanlar kabul etmediğini de yukarıda yazdım. yukarıda ihsanlar.net’in fotoğrafını da koydum onlar da hristiyanları kabul etmiyor cennete.

bir saniye, Belki de herşeyi Uçan Spagetti Canavarı yaratmıştır, hem Allah hem Tanrı şeytan uydurmasıdır, pastafaryanlar yanılıyor olamaz : )

uçan spagetti canavarı

Durum böyle benim inançlı kardeşim, görmeden bir araba alıyorsun, onu da yanlış alıyor olabilirsin : )

Daha kendileri Yaradan’ın kim ve nasıl biri olduğu hakkında bir fikir birliğine varamıyorken, sana “yaradan şudur” diye gösteremiyorken, kalkıp sana “o zaman var olmadığını kanıtla da görelim” gibi komik argümanla gelebiliyorlar.

“Kur’an gerçek”, niye, çünkü “kur’an öyle söylüyor” : )

 

Video şurada:

https://www.youtube.com/watch?v=qahB7mYhLxs

Malesef altyazı yok, ingilizce bilmiyorsanız aşağıda diyaloglar yazılı direk onu okuyabilirsiniz.

 


K1 – Merhaba. Hafta sonu özel kampanya ilanı verdiğiniz kullanılmış Honda ilanı için geldim. Acaba bir göz atmam…

A1 – Sahip Olunmuş.

K1 – Anlayamadım?

A1 – Lütfen hanımefendi. Kullanılmış değil, sahip olunmuş diyoruz. Saygısızlık etmeyin.

K1 – Tamam. Şöyle bir göz atmam mümkün mü acaba?

A1 – Elbette. Bakabilirsiniz. Oturun.

K1 – Üzgünüm ama çok fazla vaktim yok. Bana arabayı gösterirseniz bu konuda…

A1 – Ne demek istiyorsunuz? Arabaya sahip olmadığımı düşündüğünüzü mü söylüyorsunuz?

K1 – Ne? Hayır. Sadece, önce bir deneme sürüşüne çıkabilirsem daha iyi… Bunlar ne?

A1 – Bunlar, arabanın varolduğuna dair tarihi kanıtlar.

K1 – Vergi bildirimleri, garanti bilgileri, kullanma kılavuzu… Evet, gerçekten de burada araba hakkında bir sürü bilgi var.

A1 – 15.000 dolar alayım lütfen.

K1 – Ne? Daha anlaşmadık ki. Daha arabayı görmedim bile.

A1 – İşte yine başlıyoruz. Biraz inançlı olur musunuz, hanımefendi? Araba benim, bunu biliyorsunuz, değil mi? O arabayla çok yakın ve kişisel bir ilişkim var. Hakkındaki her şeyi biliyorum. Yani, buradan 11 kilometre uzakta yaşıyorum. Reklamdaki Honda Prius’a sahip olmasaydım nasıl buraya gelebilirdim ki? Bana bunu açıklayın.

K1 – Şey… Yürümüş, bisikletle gelmiş ya da başka bir araba kullanmışolabilirsiniz. Hatta…

A1 – Çok saçma! Buna gerçekten inanıyor musunuz? Buraya gelmemin tek yolunun, Honda Prius’u kullanmak olduğunu göremiyor musunuz?

K1 – İnanamıyorum! Bundan bana ne? Bana şu arabayı gösterecek misiniz? O arabayı kendi gözlerimle görmeden size para filan verecek değilim.

A2 – Tamam, tamam. Hanımefendi, sizden sakinleşmenizi istemek zorundayım. Olay çıkarıyorsunuz. Jim, burada neler oluyor?

A1 – Şey, hanımefendi hafta sonu özel ilan verdiğimiz ikinci el Honda Prius’u görmek istedi ve…

A2 – Ah, gümüş rengi, 1978 model, Corvette Stingray’i mi? Çok iyi bir seçim, hanımefendi. Klasik bir arabadır. Ona bayılacaksınız.

A1 – Ne diyorsun sen? Biz, 2007 model, mavi renkte bir Honda Prius’tan bahsediyoruz.

A2 – Dalga mı geçiyorsun? O Stingray eskiden benimdi. Sürüşünün nasıl olduğunu, motor sesini bilirim. O arabayla çok yakın ve kişisel bir ilişkim var.

K2 – Buradaki tartışmanın sebebini öğrenebilir miyim?

A2 – Jim, hafta sonu için özel ilan verdiğimiz arabanın bir honda Prius olduğunu düşünüyor.

K2 – Öyle.

A1 – Gördün mü?

K2 – Kırmızı bir Honda Prius.

A1 – Bir dakika, ne? Hayır, kırmızı değil, mavi.

K2 – Jim, yapma. Bu mümkün değil. Araba kesinlikle kırmızı.

A1 – Mavi.

K2 – Kanıtla o zaman.

A1 – Reklama baksana. “Havalı renk” diyor. Mavi kesinlikle havanın rengidirr, ama kırmızının havayla hiçbir ilgisi yoktur.

K2 – Hayır, hayır. Sen reklamı yanlış yorumlamışsın. Orada “havalıi” sözcüğü o anlamda kullanılmamış. Reklamı yazan kişi “dinlendirici” sözcüğünü “popüler, çekici” anlamında kullanıyor. Yani, “Kırmızı havalı bir renktir” demek istiyor.

K1 – Affedersiniz! Arabayı daha görmemişken bana satabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?

K2 – Bu kadının derdi ne?

A1 – Arabanın varolduğuna inanmıyor.

A1 – A2 – K2 – (GÜLERLER)

A2 – Aptal kadın.

A1 – Arabanın varolmadığını kanıtlayamazsınız.

A2 – Evet, arabanın varolmadığına dair inancınızın doğru olduğunu kanıtlamanızı sağlayacak kanıtlar nerede?

K1 – Öncelikle, hiçbiriniz bana arabayı gösteremiyorsunuz bile. Gerçekten satacak bir arabanız olsaydı, onu şimdiye kadar görmüş olurdum.

A1 – Bir dakika, bir dakika. Şunlara bir baksanıza. Size tarihi kanıtlar sunuyorum. Şu kağıtlara baksanıza. Ayrıca elinizde, bu arabayla kişisel dneyimi olan insanların tanıklıkları da var.

K1 – Evet, hepsinin arabayla deneyimleri olmuş ama arabanın rengi hatta markası, modeli hakkında bile fikir birliğine sahip değiller. Ve buradaki kağıtlara daha yakından baktığımda, hepsinin farklı arabalara ait bilgilerden toplanmış bir karma olduğunu görüyorum.

A1 – Yani bütün satın alma kararınızı, birkaç küçük fikir ayrılığına göre mi şekilendireceksiniz? Bir araba satın almak büyük bir karardır.

K1 – Arabayı bana gösterecek misiniz, göstermeyecek misiniz?

A1 – Arabanın gerçekten bende olduğuna içtenlikle inanır ve bana 15.000 doları öderseniz, araba bir gün size kendini gösterebilir.

K1 – Tamam. Yeterince dinledim. Zamanımı boşa harcadığınız için teşekkür ederim. Sizden bana bir araba göstermenizi istedim ama siz onun yerine araba üzerine tartışmaya başladınız. İyi günler.

A1 – Hanımefendi, acı bir gerçeği öğrenmenizin vakti geldi. Arabanın bende olduğuna inanmazsanız acımasızca işkenceye maruz kalacaksınız ve bana o 15.000 doları vermediğinize pişman olacaksınız. Seçim sizin.

K1 – Ne? Beni soyacak mısınız?

A1 – Hayır, bu soygun filan değil. Söylediği,m gibi, bu konuda seçim hakkı size ait.

K1 – Siz buna seçim hakkı mı diyorsunuz? Bu seçim hakkı değil, düpedüz dolandırıcılık.

A1 – Nasıl isterseniz öyle adlandırın ama arabaya inanmazsanız, bu konuda kendinizden başka suçlayabileceğiniz hiç kimse yok.

YAZI – Teist: Neden bu insanlardan bir araba satın almayacağımı anlayabiliyorsanız, neden sizin Tanrınızı satın almayacağımı da anlayabilirsiniz.

A1 – Bu arada, arabanın uçabildiğinden bahsetmiş miydim? Hani şu, Harry Potter ve Sırlar Odası’ndaki araba gibi. Ya da Geleceğe Dönüş filmindeki araba gibi. Ayrıca hiçbir zaman benzin doldurmanıza gerek yok. Asla. Ayrıca kaloriferi sadece arabanın içini ısıtmakla kalmıyor, sizin içinizde de sıcacık bir duygu yaratıyor. Ve bu araba, bütün umutlarınız ve hayallerinizin gerçekleşmesini sağlıyor. Arabanın içinde olduğunuz sürece, hiçbir şey size zarar veremez. Ve arabanın içinde olmadığınızda bile, o sizinle birlikte geliyor, hatta size göz kulak oluyor. Tabii bu biraz sinir bozucu olabilir ama orada olmadığını hayal etmek de şaşırtıcı derecede kolay. Arabanızla çocuklarınızı da gezdirmeyi ihmal etmeyin. Buna bayılacaklardır. Honda’ya sadık kalmalarını sağladığınızdan emin olmak için, onları sık sık gezintiye çıkarın ve sakın başka araba markalarını tanımalarına izin vermeyin. Lütfen noktalı yeri imzalayın.

YAZI – Bu arada, Honda Prius diye bir şey yoktur. (Buna, “İnternetten aradım, öle bi model var” diyecekler için sana şimdiden sabır diliyorum)

 

thank_god_im_an_atheist_bumper_sticker-r8900adb191254234bf6e77ea7ded0a7d_v9wht_8byvr_324

 

 

 

 

 

 

Share/Bookmark
Share:

4 comments

  1. yaşarken bir araba ücreti verip öldükten sonra sonsuz tane arabanın sahibi olanlardan olmak isterim.

  2. Allah’ı bir araba yerine koymak nasıl bir mantıkla izah edilir orası meçhul.

  3. Tamam pascal’s wager iyi güzel de… Bir arabanın hakkaten var olduğunu farz etsek bile…

    Yaşarken doğru arabayı aldığını nerden bileceksin? Bunun hindusu var, şamanisti var, yahudası var, var oğlu var. Hıristiyanlarınki essahsa şimdi sen bu bizim köyün arabasından alınca yanmayasın hıristiyan cehenneminde küllen?

  4. Bende Sana Küçük bir hikaye anlatayım benim Varlık bilincine varmış ama hala “ben niye varım” “Niçin buradayım” safhasından sıyrılamamış can yoldaşım… kader arkadaşım.
    Hepimiz ortak kadere hizmet eden yolcular olduğumuzdandır hitabım..
    Uzatmadan hikayeye geçeyim;
    Batılı bir antropolog , Afrika’ da üzerinde araştırma yaptığı kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı teklif eder.
    Ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşan meyvelerin hepsini yemeye hak kazanacaktır.
    Çocukları yan yana sıralar.. Aralarından yaşça en büyüğü diğer 3 çocuğun kulağınada sırayla birşeyler fısıldar..ve yerine geçer.
    Hazır ve başla der..
    O an bütün çocuklar el ele tutuşurlar ve koşarak ağacın altına varırlar..ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
    Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda…
    Yaşça büyük : Nasıl olurda yarışı bir kişinin kazanmasına izin veririz..böylece hepimiz senin kurallarına göre bu meyveleri yemeye hak kazandık der.
    Ve ekler Küçük Bilge : Ben, Biz olduğumuz zaman benim

    Sitenizle yeni karşılaştım… Geceden işlerimi anca toparlayıp tam yatmaya hazırlanırken bir kaç yazınız yorgunluğuma rağmen ilgimi çekmeyi başardı..

    Bilimsel tüm verilere değinir .. Ezoterik bir hava estirir – Kuantumla noktalarız icabında 😉

    Daha verimli olduğum vakitlerde yorumlarla, hem size hemde buralarda dolaşan can yoldaşlarıma bilgi birikimlerim ve fikirlerimle katkı sağlamak isterim…

    Hepimiz kendi yolumuzu arıyoruz. Aslında hepimiz yolumuzun adını ve anlamını biliyoruz..
    Hepimizde aynı etiketi verdik ona …”Hakikat”
    Ayrı düşüpte kopmadığımız…Makro ve mikro kainatın tam ortasında bize verilen yerden başlayarak uzun uzun paylaşırız ..
    İnancımı merak edenler için kısa bir ipucu vereyim elbette … Ne güzel söylemiş Hallac-ı Mansur : “Ene’l-Hak” diye

    Sizlerinde fikirleri ile bizden asıl istenene bir adım daha yaklaşmak ümidiyle..
    İyi Sabahlar herkese

Leave a Reply


Notify me of followup comments via e-mail. You can also subscribe without commenting.